Basında TUSKON

‘Ucuz döviz ülkeye zararlı’ dedim derdimi bir türlü anlatamadım

 

‘Ucuz döviz ülkeye zararlı’ dedim derdimi bir türlü anlatamadım

Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz

İstikrara bağlı olarak ciddi bir yabancı sermaye akışı oldu Türkiye’ye. Fakat doğrudan yatırımlardan daha çok Borsa’daki şirket kâğıtları ya da devlet iç boçlanma senetlerine yönelmeleri sıcak para tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Bu tabloda bir çelişki var mı sizce?

O değerlendirmeler doğru. Türkiye enerjinin, ulaşımın, bilginin, tarihin, coğrafyanın kesiştiği bir ülke. Çok ciddi bir yabancı sermaye artışı var. İstikrar devam ettiği sürece bu böyle. Bunun göstergesi 2003’e kadar çekemediğimiz sermayenin bugün 2 katını alıyoruz. Bunlar istikrarın getirdiği şeyler. Üretime dönük faktörlere yer vermemiz lazım.

Mevcut düşük kur yüksek faiz politikası ile bu nasıl mümkün olacak?

Reçeteyi ihracata yönelik kalkınma modeli olarak benimsememiz lazım. Hükümetin programında bu var. İhracata odaklanan ülkeler kendi para birimlerinin değerini düşük tutarlar. Çin’in ihracatı 700 milyar dolar, rezervi 900 milyar dolar. Bu rakamları koyup ciddi analizler yapmamız lazım. Döviz ucuz diye dışarıdan gelen yabancı mallar aşırı derecede arttı. O malları içeride üreten üreticiler üretmemeye başlıyor. Bir para biriminin normal değerine gelmesi üretimi artırırken işsizliği önler. Paramız şu anda yüzde 40 değerli. Bunun normal seviyeye gelmesi kesinlikle ithalat baskısını azaltacak, Türkiye’yi ara malları ithalatı başta olmak üzere ihtiyacı olan ithalata çevirecektir. Para biriminin aşırı değerli olması yabancı sermaye girişini belirttiğiniz gibi farklı yatırımlara sevk eder. Ama portföy yatırımının işsizlikte bir hayrı yoktur. Para biriminin değeri yüksek olunca normal olarak mal satabildiği ülke olursunuz.

Kaldı ki AB sürecinde gümrük tarifelerimizi 96’dan bu yana aşağı çektiğimiz için yabancı sermayenin rahatlıkla mal satabildiği bir ülke konumundayız. Yabancılar enflasyonun iki katı reel faiz verildiği için Türkiye’de parasını sermaye piyasalarında kullanıyor. Kısırdöngü bu. Ben her zaman faizlerin Türkiye’nin şartlarına uygun olarak sürmesi gerektiğini düşünüyorum. Mayıs-hazirandaki dalgalanmada herkes ne yapılması gerektiğini en iyi şekilde anladı. İki üç sene önce ben bunu söyledim. Pek iyi anlatamadım.

Yine de bazıları anlayamadı. Şunu görüyorum ki; anlayanların sayısı biraz daha fazla olmaya başladı. Şöyle ki cari açığı tetikleyen şeylerin başında dış ticaret açığı gelir. Bir kimya deneyi yapıyorsunuz, aynı elementleri kullanıyorsunuz, fakat farklı bir ürün elde etmeyi hedefliyorsunuz. Aynı elementleri koyduğunuz sürece sonuç hiçbir zaman değişmez. Altın bekliyorsun; ama koyduğun elementler aynı. Olmaz. Yani yüksek faiz, aşırı değerli Türk Lirası. Bu denklemden çıkan, aşırı ithalat artışı ve yabancı sermaye girişidir.

Burada bize düşen, iyi giden gelişmeleri ve fırsat unsurlarını değerlendirerek avantaja çevirmek. Böylelikle gayet güzel ilerlemeler kaydedebiliriz. Şu andan itibaren istikrar ortamını 2007 sonuna kadar sürdürebilirsek, ki geçmiş yıllarda bu tür sıkıntılarla karşılaştık; ama ciddi bir şekilde çalışarak bunları atlattık. Bu seneyi de güzel tamamlamamız önemli. Tabii burada iktidara da, muhalefete de, özetle bütün kurumlara görev düşüyor. O zaman bence Türkiye hayal bile edemeyeceğimiz bir platforma kendisini taşıyacaktır. 21. yüzyılın parlayan yıldızı olacaktır ülkemiz.

Siz ‘ihracat artsın, döviz yükselsin’ diyorsunuz. Ekonomik programda ise düşük kur ana omurgayı oluşturuyor. Kabinedeki arkadaşlarınızla ters düşmüş olmuyor musunuz?

Döviz kurunun değerliliğini çok iyi anlatamadığımın farkındayım. Köşe yazarları eskiden bu konuda yazı yazmazdılar, ama şimdi yazıyorlar. Ancak hükümetin farklı bir bakanı olarak hükümetten farklı bir şey düşünmüyorum ya da ihracat benim sayemde patladı gibi bir iddiam olmadı. Ama ihracata yönelik çok daha uygun kalkınma modeline sahip ülkeler var. İşte biz bunu yapamadık, ıskaladık. Hatta cari açığın sebebi olarak da bunu gösterebilirim. Bir de iyi yönden bakmak lazım. Böyle bir dönem her zaman ele geçmez. Mesela enflasyonu aşağı çekebilmek için büyük maliyetlerle karşılaştık, fakat piyasalarda en ufak bir dalgalanma olmadı. Diğer ülkelerdeki enflasyon inişlerinde piyasa çalkalanır, işsizlik son derece artar. Biz bu kadar tedbiri, yumuşak geçiş sağlamak için bir yerden ıskalayarak aldık. Bu da dış ticaret oldu. Eğer dış ticareti de düşünerek hareket etmeye kalksaydık enflasyonun biraz daha yüksek, ama ticaret açığımızın çok ciddi miktarda az olduğu bir dönemi yakalayabilirdik. İkinci periyotta da kredileri daha düşük faizle çekmeyi başarırdık ve ülkeye duyulan güven arttığı için daha çok yabancı sermaye girişi sağlardık. Çünkü bu cari açık rakamı, yabancı sermayenin Türkiye açısından risk faktörünü artırır. Cari açık yüzünden yabancı sermaye doğrudan yatırıma tereddütlü yaklaşıyor.

Yüksek faizle, kurun bahsettiğiniz değere ulaşması mümkün mü?

Tabii bu kur politikasıyla mümkün görünmüyor.

2006’da enflasyon için yüzde 5’lik hedef belirlendi. Bu hedef için de sadece para politikası araçları kullanıldı ve reel kesim unutuldu. Son dalgalanma bu hedefin gerçekçi olmadığını gösterdi. Acaba enflasyonu bu kadar hızlı düşürmenin riskleri çok iyi hesaplanamadı mı?

Şu anda biz bunu kendi aramızda tartışıyoruz zaten. Özellikle ben defaatle dile getiriyorum. Az önce de belirtmiştim. Düşük döviz kuru dış ticaret açığını, dolayısıyla cari açığı körükler. Bunu anlatamadık herhalde. Ama ne yalan söyleyeyim, ben haklı çıktığıma sevinemedim. Mayıs-hazirandaki yüzde 20’lik düzeltmeden ben memnun olmadım, işletmecilerimiz de memnun olmadı. Zaten biz bu ani çıkışları desteklemiyoruz. Bunlar ekonomiye zarar verir. Böyle giderse, ani müdahaleler de yapılmak zorunda kalır. Bu bir bakış açısı tabii. Yoksa kısır bir döngü içerisine girmemek lazım, dışarıdan olaya bakmak lazım. Bizim ve ekonomiyle alakalı kurumlar için doğru olan işsizliği azaltmak, ihracatı artırmak ve ithalatı azaltmaktır. Hepimiz karar verirken bunun ağırlığını omuzlarımızda hissetmeliyiz.

Hangi sektörlere odaklanılırsa katma değerli ihracat artırılabilir. Türkiye, bu dış ticaret dengesini nasıl lehine dönüştürebilir?

Mal ihracatı açısından düşünecek olursak, makine imalat sektörü, elektrik-elektronik, beyaz eşya, otomotiv... Yüksek teknolojiye yavaş yavaş girmek lazım. Yazılım sektörü; inanılmaz başarılar gösteriyor, ancak arkasının biraz daha sıvazlanması lazım. Ve bunlara baktığımız zaman amaç üretim sektörleridir. Teknik tekstile dönmemiz lazım. Demir çelikte çok ciddi açılımlar sağlandı ve madencilik sektöründe. Mutfak eşya sektörü çok iyi. Bu arada tarım sektörü de bu yıl çok ciddi atılımlar gerçekleştirdi, işlenmiş tarım ürünleri vs. Hizmet sektörüne baktığımız zaman ise taşımacılığı, turizmi görüyorum. Ayrıca imalat sektörü ve hizmetlerini bir arada bulunduran yat imalatı dünyada çok iyi bir yere geldi. Bunların desteklenmesi lazım.

Cari açığa karşı birtakım tedbirlerden söz ediliyor. Bu konuda size bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığı neler yapacak?

Bizde üretimi olan ürünlerin dışarıdan gelişlerinde piyasa denetimine uygun olması şartını arayacağız. Sanayi Bakanlığı’nın da bu konuda çalışmaları olacak diye tahmin ediyorum. Kaliteli ürünlerin gelmesi lazım. İthalatçıların kafasında bu pazara ne getirirsek katarız diye bir şey olmaması lazım. Özellikle dışarıdan gönderenlerin kafasında. Standart denetimlerin yoğun olarak yapılması lazım. Ama bunları ne kadar yaparsanız yapın Türkiye’nin ihracatı ithalatına bağlı. Buradan hareketle ihracata dayalı ürünlerde ve sanayi mallarında ithalata açık olurken, ara malları ve tüketim mallarında biraz daha dikkatli olduğumuz zaman cari açığı azaltabiliriz. Bir de ihracata bağlı olarak bir kalkınma planı uygulayarak ihracatımızı artırıp ithalatla aynı seviyeye getirirsek cari açık sorunumuz da kalmayacaktır.


TUSKON zirveleri yeni kapılar araladı

Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON) düzenlediği Afrika ve Avrasya zirvelerini ihracattaki yeni açılım stratejiniz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

İki organizasyon da çok güzel iki köprü oldu. TUSKON çok önemli bir amaca hizmet etti. Kısa zamanda yapılmasına rağmen yüksek oranda katılım sağlandı. Bunda Türk okulları ve TUSKON yetkililerinin samimi gayretleri etkili oldu. Dolayısıyla önemli eksikliklerin de giderildiğini ve özellikle Afrika zirvesinde önemli iş bağlantılarının gerçekleştiğini bu toplantılar sonucunda gördüm. Bunları devam ettirmemiz lazım. Ben de elimden gelen desteği vereceğim. Orada kendimizi çok samimi bir toplulukta buluyoruz. Bin 500-2 bin kişi farklı kültürlerde, dillerde ve dinlerde, ama çok sıcak bir iş ortamında işbirliği yolları arıyor. Her iki zirve bizleri teşvik edici oldu.

05.10.2006
TURHAN BOZKURT - HÜSEYİN SÜMER

Diğer Haberler
DASİDEF üyesi işadamları, Doğu'nun ekono...
Bilecik'in Umudu: BİSİAD
2007 Kayserililerin inovasyon yılı
İş dünyası örgütlenmeyi sevmiyor
TUSKON 'İş Dünyası ve Sivil Toplum' rapo...
TİM Başkanı Satıcı ne dilek tuttu?
TUSKON ve GESİAD tarafından düzenlenen İ...
Tuskon'un "İş Dünyası ve Sivil Toplum" A...
Bakan Akdağ işadamlarına seslendi: Serma...
Konukoğlu: Türkiye kabuk değiştiriyor iş...

  Türkiye –Avrasya Dış Ticaret Köprüsü
  Türkiye-Afrika Dış Ticaret Köprüsü Programı G...
  TUSKON Başkanlar Kurulu Ankara'da Toplandı
  1. Olağan Genel Kurul
Başkanın Mesajı
Temsilciliklerimiz
Yönetim Kurulumuz
Basında TUSKON
   Dilek ve Temenniler |  Site Haritası Anasayfa   
Her hakkı saklıdır © 2006 Tasarım ve Programlama