TUSKON Dünyayı Ayağımıza Getiriyor

Efsane Turan, meşakkatli olmasına rağmen dış ticaret bölümünü yönetmenin çok keyifli olduğunu belirtiyor. Tabii sürekli seyahat etmek ve yeni insanlarla tanışmaktan hoşlanıyorsanız. Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON) düzenlediği dış ticaret zirvelerinin sürekli katılımcılarından olan Turan, “Afrika toplantısında tanıştığınız bir insan elmas madeni sahibi çıkabiliyor. Bir diğerinin prens olduğunu öğreniyorsunuz. İnsanlarla hemen kaynaşabiliyorsunuz, bir bakmışsınız Kamerun’da, Gine’de kontaklarınız olmuş” diyor. Afrika ülkelerinin bugüne kadar hep Avrupa üzerinden Türkiye ile irtibat kurabildiklerini, ticareti de yine Avrupa ülkeleri üzerinden yürüttüklerini hatırlatarak, TUSKON zirvelerinin hem Afrikalı, hem Türk girişimcilere doğrudan ticaret imkânı hazırladığını vurguluyor. Yıllarca doğrudan ilişki kurulamamasından dolayı Afrikalılar’ın İstanbul’u ve Türkiye’yi tanıyamadığını belirten Turan, “Avrupa üzerinden yapılan alışverişin maliyetleri çok yüksek. Oysa Türkiye’de, Afrika’nın aradığı hem uygun fiyatlı hem de kaliteli ürünleri bulmak mümkün. TUSKON zirveleri sayesinde dünyanın farklı ülkelerinden girişimciler Türkiye’yi keşfediyor. Bu kontağı TUSKON sayesinde kuruyoruz. Ticaretteki birçok aşamayı bu toplantılar sayesinde geçmiş oluyoruz.” diyor.

 


Türkiye’nin en eski giyim markasını yurtdışına o pazarlıyor. Hedefi, 83 yıllık köklü bir şirketi, dünya piyasalarında söz sahibi yapabilmek. Bu sebeple vaktinin önemli bölümünü yabancı konuklar ve yurtdışı seyahatlere ayırıyor. Hatemoğlu Yönetim Kurulu Üyesi ve Dış Ticaret Direktörü Efsane Turan’dan bahsediyoruz. Sümerbank’tan sonra ikinci, özel sektör anlamında Cumhuriyet döneminin ilk tekstil kuruluşu olan Hatemoğlu’nu yeni döneme, şirkette yönetimi devralan üçüncü nesil hazırlıyor. Efsane Hanım’ın kardeşi Hatem Saykı Genel Müdürlük görevini sürdürürken, kız kardeşi Esra Saçmacı ve babası Ertuğrul Saykı üretimi yönetiyor. Yurtiçi mağazalar ise Hatem Bey’in eşi Füsun Saykı’nın kontrolünde.

Hatemoğlu adı, Hacı Mustafa Saykı’nın babası Hatem Efendi’den mülhem. 1960’lara kadar Kayseri’de mağazacılığa devam eden Saykı ailesi, işin başına Hacı Mustafa Saykı’nın oğulları Ahmet ve Ertuğrul Saykı’nın geçmesiyle 1967’de İstanbul’a taşınır. O güne kadar sadece mağazacılık yapan şirket, yavaş yavaş üretime başlar. Hedef, yılların tecrübesini ve pazar payını, yine Hatemoğlu markasıyla üretime yansıtmaktır. 1980’lere markalaşma çabasıyla girer Saykı Ailesi. Hatemoğlu, herkesin markalaşmaya çalıştığı bir dönemde yola erken çıkmanın avantajlarını yaşıyor bugün.

YUMUŞAK ‘G’ SORUNU VAR AMA…

Efsane Turan’a göre, bunda baba ve amcasının ileri görüşlülüğünün payı büyük. Günümüzde yerli üreticinin sıfırdan marka olması oldukça uzun ve meşakkatli bir süreç çünkü. Hatemoğlu, yılların getirdiği tanınmışlık, tüketici memnuniyeti ve kurumsal özgüvenle bir yandan farklı müşteri segmentlerine hitap eden genç markaları bünyesine katıyor, bir yandan da dünya pazarlarına açılıyor. Halen sekiz ülkede kendi markasıyla satış yapan ve mağazaları bulunan Hatemoğlu’nda, zaman zaman yumuşak G sorunu yaşadıklarını belirtiyor Efsane Turan: “Bazı ülkelerde telaffuz sorunu yaşıyoruz; ama markamızın isminde ısrarlıyız. Bu bize dede mirasıdır.” Şirketin, nesiller boyu devam eden bir alışveriş alışkanlığı oluşturduğunu da belirten Turan, kendilerinden sonra çocuklarıyla da çalışmaya devam ettikleri bayilerinin olduğunu söylüyor.

Hazır giyimde en önemli ayrıntının, üreticinin malın arkasında durabilmesi olduğunu belirtiyor Turan. Müşterinin de bunun farkında olması gerekiyor. Ürün reklâmları, malın arkasında durabildiğini göstermek için en önemli araç. Günümüzde tekstilciler için markalaşma kadar önemli bir unsur da, uzmanlaşma. Bir üreticinin her alanda marka olmaya çalışması, pazardaki gücünü azaltıyor. Bu gerçekten hareket eden Hatemoğlu da, son dönemlerde yılların birikimi olan geleneklerinden taviz vererek kendine yeni bir yol çizmiş.

2001 krizi sonrası belirlenen yeni strateji ile kadınlara yönelik üretimi tamamen bırakan şirket, artık erkek giyimde uzmanlaşıyor. Türkiye’nin ihracat hamlesine yeni başladığı, bankaların bile henüz ihracat işlemlerini iyi bilmediği dönemde çevre ülkelere manto ihraç eden ve 1924’teki ilk kuruluşunu da üç adet manto ile başlatan Hatemoğlu’nun, bu radikal kararı neden aldığını anlatıyor Efsane Hanım: “2001 krizi sonrası oturup toplantı yaptık ve erkek konusunda uzmanlaşmanın daha doğru olduğuna karar verdik. Bir alanı seçince orada uzmanlaşabiliyorsunuz. Çeşitlerinizi arttırıyorsunuz. Müşteri takım elbise alacağım dediği zaman aklına ilk biz gelelim. İş için, hafta sonu için ya da bir tören, düğün için ihtiyacı olan her türlü ürünü bizde bulsun istiyoruz. Uzmanlaşma tercihimiz erkek giyim üzerine oldu; çünkü bizim asıl işimiz, erkek takım elbisesi. Üretim bandımız bunun üzerine kurulu. Ayrıca giyim ciroları içinde en fazla ağırlığı olan grup erkek takımlarıdır ve katma değeri son derece yüksek ürünlerdir.”

TEKSTİLDE DEĞİŞİM SÜRÜYOR

Erkek giyimi üretmeyi bir tür bina inşa etmek gibi anlatıyor Efsane Turan. Takım elbisenin bir mühendislik ürünü olduğunu belirterek, “Çok büyük bir uzmanlık gerektiriyor. Bir takım son şeklini alana kadar üretim bandında 93 ayrı noktada duruyor. Çok özel bir ütü bandı var. Kadın ürünleri böyle değil. Bir penyeyi her yerde ürettirirsiniz; ama erkek takımı yapmak know how (teknik bilgi birikimi) gerektiriyor.” diyor. Katma değeri yüksek üretimin ihracatta da getirisinin fazla olduğunu vurgulayan Turan, bu gibi ürünlerde yurtdışında pazar payı almanın Türkiye’ye de önemli katkısı olduğu kanaatinde: “Bizim gömleklerimiz dünyanın en fakir ülkelerinden Malawi’de de satılıyor. Dünyanın en zengin insanlarının yaşadığı, Amerika Beverly Hilss’de de satılıyor. Ürün iyi, fiyat da iyiyse, olay doğru kişiyi bulmaya kalıyor. Şu andaki bütün çabamız her ülkede bir şekilde doğru kontakları kurmak ve ürünlerimizi satacak distribütörleri bulmak. 50’nin üzerinde ülke ile görüşüyoruz. Özellikle Avrupa’daki üçüncü nesilden, orada doğmuş, büyümüş, birkaç lisan bilen, belli bir birikimi olmuş, mağazacılık tecrübesi olan vatandaşlarımızdan çok başvuru alıyoruz. Türk okullarının olduğu ülkelerden de eğitimini tamamlamış, yine birçok lisan bilen, Türk markalarına güvenen, Türkiye ile iş yapmak isteyen gençler de ailelerinden sermaye desteği ile mağazalarımızı açmak istiyorlar.”

Türkiye’nin yakın zamanda tekstilde yaşadığı krize de dikkati çeken Turan, sektörün kendi dinamikleriyle tekrar ayağa kalkmaya başladığını vurguluyor. Dünyadaki ticaretin belli kuralları var ve her ülke bu kurallara göre kendini hazırlamak zorunda. Türkiye’nin dünyanın en önemli alıcıları konumundaki Avrupa ülkeleri ile Rusya’ya coğrafi yakınlığı aslında büyük bir avantaj. Aynı iş günü içerisinde hem Kazakistan ile hem de Amerika ile yazışabilecek İstanbul gibi kaç şehir var dünyada? Çin ve Uzakdoğu ile fiyat rekabeti yapamayan Türkiye şimdi esnek teslimat ve yüksek kalitede üretim ile bu açığı kapatma gayretinde. Turan bu konuda ilginç bir bilgi veriyor. Fiyat avantajı dolayısıyla bir süredir Uzakdoğu ile çalışmaya başlayan Avrupalı alıcıların yavaş yavaş Türk firmalarına geri döndüğü tespitini yaparak, Türkiye’nin hızlı üretim, hızlı teslimat ve kalite anlayışını bu ülkelerin yakalayamamasının bunda etken olduğunu belirtiyor. Dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin artık şartlarının değiştiğini ifade eden Turan, “Artık verim arttırma çabalarımız var. Enflasyonist ortamda verim konusunda çalışma yapmak mümkün değildi. Normal bir ekonomik hayata adapte olma sürecindeyiz. Bu süreçte maliyetlerimizi düşürür ve daha verimli çalışırsak dünyaya ayak uydurabilir ve dünya markaları ile rekabet edebiliriz.” diyor.

GİYEMİYORUM, AMA SATIYORUM!

İşin katma değer ve ciro boyutu bir yana, bir kadın yönetici olarak Efsane Hanım’ın kariyerini erkek ürünlerini pazarlamadaki ustalığı belirliyor demek yanlış olmaz. Müşterilere anlattığı kıyafetleri hiç giymemesine rağmen, ciddi zorluk yaşamadığını söylüyor. Hatta erkek ağırlıklı bir ortamın içinde hanımların avantajlı olduğunu düşünüyor. Sonuçta ürüne güvenmek ve iletişim yeteneği, asıl belirleyici olan: “Böyle bir güven inşa ettiğimizi görüyoruz ve o noktada sizin kadın, erkek olmanıza kimse bakmıyor. Genel olarak ben de zaten takım giymeyi tercih ediyorum. Ben bugüne kadar bir erkek ürününü siz nasıl pazarlıyorsunuz diye bir tepki almadım. Küçüklükten beri fabrika tozu yutarak büyüdüğümüz için, erkek ürünleri de olsa benim için fark etmiyor.”

Erkeklerin eskisine göre artık giyimine çok daha fazla özen gösterdiğini düşünüyor Turan. Özellikle iş hayatı bunu gerekli kılıyor. Turan’a göre özellikle iş görüşmelerinde şık bir takım elbisenin büyük önemi var. Buna rağmen takımların rengindeki çeşitlilik gittikçe artıyor. Eskiden takımlarda siyah ve lacivert tonların ağırlığı varken, artık gençlerin daha farklı renklerde kıyafetleri tercih ettiğini söylüyor. Tekstil üretiminde büyük tecrübe kazanan Türkiye’de bu durumun üretim kalitesini de artırdığını belirterek, “Çok iyi kalitede gömlek ve erkek takım elbisesi kumaşı üreten firmalar var. Daha önce Amerikalı müşterilerimiz gidip İtalya’dan gömlek alırken artık bizden almayı tercih ediyor.” diyor. Türk firmalarının eskiden fason üretimle öne çıkarken artık ‘toplam konsept’ denilen, kumaş kalitesinden mağaza dizaynına kadar her alanda söz sahibi olduğunu belirterek, ürün broşürlerinde bile Türk firmalarında ciddi gelişim yaşandığını belirtiyor. Turan, erkek takımlarında bir dönem çok kullanılan yeleklerin artık kalmadığını; ancak bir süre sonra bunların tekrar öne çıkmasını beklediklerini de söyleyerek, yeni dönem modasına yönelik ipuçları veriyor.

Yurtiçinde durum böyle; ancak Hatemoğlu gibi ihracatçı firmalar, yurtdışındaki trendleri ve giyim kültürlerini de izlemek zorunda. İhracat ve mağazalaşmada başarı için bu şart. Yurtdışı ürünlerde öncelikle mevsim değişikliklerini izlemek önemli. Çünkü burada kış ürünlerinin satıldığı dönemde Afrika’nın güneyinde yaz ürünlerinin sezonu başlıyor. Amerikalıların beden ölçüleri bize göre çok daha büyük. Orada başarılı olmak için farklı drop alternatifleri sunabilmek gerekiyor. Hollanda’da ise insanların kol boyları uzun. Kısacası ihraç ürünlerinde dikkat edilmesi gereken iki önemli ayrıntı, mevsimsel ve fiziksel farklılıklar. Modaya gelince, en önemli fark Avrupalıların bize göre daha renkli giyimi tercih etmesi. Özellikle İspanyol tüketiciler, daha renkli ve desenli kıyafetleri tercih ediyor.

KARİYER İÇİN EVLİLİK VE ÇOCUKTAN VAZGEÇİLMEZ

İş hayatında yoğun çalışan, kariyer sahibi kadınlarla söyleşi yapınca söz dönüp dolaşıp, aile ve kariyer konusuna gelir. İş hayatındaki acımasız rekabet ortamı, kariyer planlaması yapmanın zorlukları, birçok kadına aile kurma fikrini erteletebiliyor. Hem kariyer yapma, hem aile kurma konusunda ısrarlı olan azımsanmayacak bir kitleden bahsetmek de mümkün ebette. Efsane Turan da onlardan biri. İş hayatı için evlilik ve çocuktan vazgeçmenin doğru olmadığını düşünüyor. İki çocuğu var ve onların yetişmesinde en büyük desteği annesinden almış. Ama, “Annelerin desteği ile kadınlar hem kariyer hem de çocuk yapabiliyor. Annelerimizin bize verdiği desteği biz çocuklarımıza veremiyoruz, her nesilde şartlar değişiyor” diyor. Çocuk ve aile noktasında önemli olanın kısıtlı zamanı kaliteli kullanabilmek olduğunun da altını çiziyor. Çocuklara kaliteli zaman ayrıldığında onların da bunu hissedip karşılığını verdiklerini söylüyor.

Aileden söz açılmışken bir noktanın altını özellikle çiziyor Turan. Tam bir aile şirketi olmasına rağmen Hatemoğlu’nda hiç kimsenin sadece aile bireyi olduğu için bu görevlere getirilmediğini belirtiyor: “Ailece bir arada olmak istersek annemiz bize mantı yapar, toplanır yeriz. Burada bulunma nedenimiz işimizi doğru yapmak.”

Kayseri’de kurulan ve ilk mağazasını da orada açan Hatemoğlu’nun halen bu şehirde mağazası bulunmuyor. Kendisi de 7 yıl Kayseri’de yaşayan ve Anadolu’nun girişimcilik sembolü memleketini çok seven Turan, Hatemoğlu’nun doğduğu topraklara tekrar döneceğini söylüyor: “Kayseri’de bir mağazamızın olmaması içimizde bir ukdedir. Şu anda iyi bir yer arıyoruz, en kısa zamanda mağazamızı açacağız inşallah.”

Zafer Özcan

www.aksiyon.com.tr

Diğer Haberler
TUSKON'un Dış Ticaret Zirvelerinin Gizli Kahramanları
TUSKON Köprüyü Kurdu, Sıra İşadamlarında
"TUSKON, Moldova'nın Dünyaya Açılan Penceresi Olacak"
Ege'li İşadamları Avrasya ile Buluştu
Savchenko: "2012 Avrupa Futbol Şampiyonası için Türk İşadamları ile Önemli Yatırımlar Yapmak İstiyoruz"
Avrasya`ya bir satıp üç almak
TUSKON zirvesi Orta Asya'nın kapılarını açtı, yeni hedefimiz Çin'e uzanmak
Avrasya Dış Ticaret Zirvesi'ne Ukrayna çıkarması
TUSKON'dan 2. Avrasya zirvesi
TİM Başkanı: Avrasya Dünyanın Parlayan Güneşi
Arınç: Para Kaybedelim Ama, Güven Kaybetmeyelim
TUSKON Başkanı Türkiye-Avrasya Dış Ticaret Köprüsü'nde İşbirliği Mesajı verdi.
TUSKON 2 günde 16 bin görüşme yaptıracak 1 milyar dolarlık iş bağlantısı hedeflendi
Avrasya ile Ticaret 40 Milyar Dolar Sınırına Dayandı
Bakan Tüzmen: "Türkiye-Avrasya Ticaret Hacmi 2010'da 50 Milyar Dolara Rahatlıkla Ulaşır"
Avrasyalı 500 işadamı İstanbul'a üs kurdu
Daha derine inelim, yeni madenler bulalım
500 Avrasyalı"dan yatırım kararlılığı
Avrasya Zirvesi`nde TUSKON`un hedefi 1 milyar dolarlık ticaret
Rızanur Meral: Eximbank kredilerine ulaşmak zor

  Türkiye Pasifik Dış Ticaret Köprüsü 2007
  TUSKON III. Başkanlar Kurulu
  Türkiye–Avrasya Dış Ticaret Köprüsü
Başkanın Mesajı
Temsilciliklerimiz
Yönetim Kurulumuz
Dernek Haberleri
   Dilek ve Temenniler |  Site Haritası |  Banner Anasayfa   
Her hakkı saklıdır © 2006 Tasarım ve Programlama