www.tuskon.org | Giriş sayfam yap | Sık kullanılanlar
Ataşehir 20 yıldır finans merkezi olmayı bekliyor

Başbakan Erdoğan “Merkez Bankası İstanbul’a taşınacak” dedi, medyada kıyamet koptu. Meselenin asıl boyutu hasır altı edildi. Hükümetin hedefi İstanbul’u uluslararası finans merkezi yaparak, Özal’ın rüyasını gerçekleştirmek.


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, hükümetin 2008 yılı eylem planını açıkladığı basın toplantısı, nur topu gibi bir tartışma gündemi bıraktı medyanın kucağına! Planın ana unsurlarından olmamasına rağmen, bir soruya verilen cevap, ana maddeleri gölgeleyiverdi. Günlerdir Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması tartışılıyor finans çevrelerinde. Tartıştıran, daha doğrusu ateşe kömür atan da medya elbette. Aslında buradaki asıl mesele bankanın taşınmasından ziyade, İstanbul'un konumu. Hükümetin kararlı olduğu nokta, Türkiye'nin finans merkezi İstanbul'u önce bölgenin, sonra da dünyanın sayılı finans merkezlerinden biri hâline getirmek. Asıl üzerinde durulması gereken de bu zaten. İstanbul uluslararası bir finans merkezi olabilir mi? Olursa, bunun Türkiye ekonomisine katkıları neler olur?

Bu soruların cevabına geçmeden önce Merkez Bankası tartışmalarına değinmekte yarar var. Bankanın İstanbul'a taşınması yeni bir konu değil. Turgut Özal zamanında projelendirilmiş, hatta bu amaca matuf Levent'te arazisi satın alınmış; ancak bir türlü hayata geçirilememiş bir projeden söz ediyoruz aslında. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı zamanında İstanbul'a taşınma noktasında kazmayı vuracak noktaya gelindiğini, dönemin Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel aktarıyor. O zamanki asıl hedef, siyaseten bağımsız bir banka modeliydi. 2001'deki yasal düzenlemelerle bu sorun büyük ölçüde aşılmış durumda. Şimdiki hedefse, siyasetten bağımsız hâle getirilen Merkez Bankası'nı, finans çevreleri ve uluslararası sermayeyle iç içe olabileceği, ekonomik yönlendirmelerinde antenleri reel sektörün ve piyasanın beklentilerine daha fazla açabileceği bir ortama sürüklemek. Hükümet, bunu sağlıklı işleyen bir piyasa ekonomisinin gereği olarak görüyor. Bu yaklaşımında da yalnız değil.

Reel sektörün neredeyse bütün sektör temsilcileri, finans çevreleri ve konunun uzmanları, bankanın taşınması ile ivme kazanacak süreçte, İstanbul'a uluslararası bir finans merkezi olma yolunun açılacağını düşünüyor. Taşınma kararına karşı çıkanlar ise bazı eski başkanların başını çektiği dar bir bürokratik elit ile Ankara'nın ekonomik kayıplarından korkan oda başkanları ve elbette salt ekonomik bir meseleyi bile ideolojik zemine taşımayı başaran muhalefet sözcüleri. Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınmasına ideolojik ve traji-komik itirazları, “laik cumhuriyetin temeline dinamit koymak”tan tutun da, “hilafeti geri getirmenin ön hazırlığı” diye nitelendirenlere kadar genişletebiliriz.

HEYECAN VERİCİ, AMA ÇOK GEREKLİ DEĞİL

Mesele, bazı medya organlarında sadece Merkez Bankası üzerinden sürdürüldüğü için önce taşınma tartışmalarına değinmek gerekiyor. Tartışmanın taraflarına bakıldığında, taşınmayı gerekli görenler de var, anlamsız bulanlar da. Üzerinde ittifak edilen konu ise finans merkezi hâline gelmenin önemi. Bu noktaya Merkez Bankası olmadan gelinemeyeceğini düşünenler de var; 'taşınma kaçınılmaz' diyenler de. Ekonomist Doç. Dr. İbrahim Öztürk, Merkez Bankası eski başkanlarından Dr. Bülent Gültekin ve Pamukbank eski genel müdürlerinden İbrahim Betil, İstanbul'u finans merkezi yapmak için merkez Bankalarının yerinin fazla önemi olmadığını düşünenlerden. Betil'e göre Merkez Bankaları'nın finans piyasalarının içinde olmak gibi bir zorunlulukları yok. Özellikle teknolojinin geldiği nokta, coğrafi konum tartışmalarını anlamsızlaştırıyor.

İbrahim Öztürk taşınmaya destek vermekle birlikte, bunun İstanbul'u finans merkezi yapmaya yetmeyeceği kanısında. Uygulamadan aşırı beklentiye girmenin anlamı olmadığını, sadece olması gereken işlerden biri olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Başkan Durmuş Yılmaz'ın karşı çıkışını da değerlendiren Öztürk, “Merkez Bankası başkanı bir bürokrattır, bu konu onu ilgilendirmez. Buradaki yanlış, olayın semboller üzerinden çatışmaya döndürülmesidir” diyor. İstanbul'un finans merkezi olmasını heyecan verici bir proje diye nitelendiren Merkez Bankası eski başkanlarından Bülent Gültekin, bunun için bankanın İstanbul'a taşınmasını gerekli görmeyenlerden. Ona göre, bankanın Ankara'da kalması hükümetin selameti için gerekli. Bu sebeple, 'Merkez Bankası'nın Ankara'da kalması, İstanbul'un finans merkezi olmasına halel getirmez' düşüncesinde.

BÜROKRATLAR PİYASAYA GİRMELİ

Vergi Konseyi Üyesi Prof. Dr. Güneri Akalın ise para politikası merkezinin farklı, finans merkezinin farklı yerde olmasının yanlış olduğunu düşünüyor. Bu meselenin sadece teknolojinin gelişmesiyle ilgili bir konu olmadığını da belirterek, “Merkez Bankası'nın Ankara'da kalması demek, bürokratik geleneğe devam etmesi demektir. Banka yöneticilerinin, piyasa uygulamalarını görmeleri, yöneticilerin bununla yaşamaları çok önemli.” diyor. Merkezini daha önce Ankara'dan İstanbul'a taşıyan İş Bankası ‘nın Genel Müdürü Ersin Özince, sektörel kuruluşlar ve reel sektör temsilcileri de bankanın İstanbul'a gelmesi konusunda hemfikir.

Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması, konunun teferruat boyutu aslında. Sürecin birçok ayağından sadece biri... Sansasyon üretmeye müsait olduğu için medya ısrarla bu konuyu gündeme taşıyarak, asıl mevzu olan finans merkezi tartışmalarını atlıyor. Ya da atlamıyor ama fırsatı da ganimet bilip, hükümete yüklenme şansını kaçırmıyorlar! Taşınma gerçekleşmese bile İstanbul'u, uluslararası finansın merkezi hâline getirmek şart. Çünkü bugün konuştuğumuz birçok ekonomik sıkıntının aşılmasında bu mesele hayati önemi taşıyor.

İstanbul'un konumuna geçmeden önce, dünyadaki uluslararası finans merkezlerini kısaca hatırlayacak olursak… Uzakdoğu'da Tokyo ve Şangay; okyanus ötesinde ise New York, sıcak paranın büyük çekim merkezleri. İstanbul'un hinterlandında ise üç önemli şehirden söz etmek mümkün; Ortadoğu'da Dubai, Avrupa'da ise Frankfurt ve Londra. İstanbul, hâlen dünyanın en büyük nakit sermayesini elinde bulunduran Körfez ülkeleriyle, (yıllık 1 trilyon dolar), Avrupa'nın ve AB'nin finans başkenti kabul edilen Frankfurt'un tam ortasında bulunuyor. İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakı projesinin iki ayağından biri olan Türkiye'nin şimdiki hedefi, medeniyetler buluşması gibi sıcak parayı da buluşturan bir merkez olabilmek. Hem coğrafi hem de tarihsel konumu buna fazlasıyla müsait.

O ZAMAN ÇOK GEREKSİZ GİBİ GÖRÜNDÜ

Bilinen potansiyeline rağmen İstanbul bugün dünyanın finans merkezlerinden biri değil ve bu proje kuşkusuz Cumhuriyet tarihinin en önemli açılımlarından. Geçmişi ise merhum Turgut Özal'ın ilk başbakanlık dönemine uzanıyor. O dönemdeki hikâyeyi, sürecin aktörlerinden Bülent Gültekin aktarıyor. Dünya Bankası'nda çalışırken 1985'te Türkiye'ye gelen ve birçok farklı bürokratik görevlerde bulunan Gültekin'in anıları, aslında bu çalışmanın Özal'ın en önemli hayallerinden olduğunu ortaya koyuyor.

O dönem Türkiye'de para piyasası kurumları ve sermaye piyasası kurulu henüz kurulmamıştır. Rüştü Saraçoğlu, Araştırma Planlama Genel Müdürü'dür ve hükümet basında 'prensler' diye anılan ekiple, İstanbul'u bir dünya şehri yapmanın yollarını aramaktadır. Avantajlı bir dönemdir ve Dubai, Frankfurt gibi mali merkezler henüz oluşmamıştır. Türkiye'ye döndükten sonra Başbakanlık Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı'na atanan Gültekin, Belediye Başkanı Bedrettin Dalan ile bu meseleyi tartışır.

Bugün Merkez Bankası ve kamu bankalarının taşınacağı yer diye açıklanan Ataşehir, aslında o dönemdeki planlamanın ürünüdür. Gültekin, “O dönemi, Emlak Bankası yönetim kurulu üyeliği de yaptığım için iyi biliyorum. Mali merkez olarak planlanan İstanbul'a gelecek insanların yaşayabilecekleri çağdaş konutlara sahip olmak için Ataşehir planlandı. Kurtköy'de havaalanı inşaatı da bu merkez için yeni ve uluslararası bir ulaşım ağı kurabilme amacına yönelikti. Ancak o zaman insanlara çok gereksiz gelmişti bu projeler.” diyor. Gültekin konunun ilginç bir boyutuna daha işaret ederek, Turgut Özal'ın bir fikri olarak doğan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü'nü de, İstanbul'u finans merkezi yapma amacına yönelik çalışmalardan biri diye nitelendiriyor. O zaman için yine aynı bölgeye bir tekno-park kurulmak istendiğinin de altını çiziyor.

HÜKÜMETİN DEĞİL, TÜRKİYE'NİN MESELESİ

Uluslararası finans merkezi olmak elbette ciddi bir altyapıyı gerektiriyor. Gültekin'e göre bu vesileyle ülkemize yerleşecek yabancıların eğitim ihtiyacının bile düşünülmesi şart ve İstanbul bu noktada Dubai'ye göre çok daha avantajlı. Belki Türkiye bu çalışmada çok geç kaldı ama yine Dubai'de olmayan kültürel ve tarihî özellikler, İstanbul'un diğer avantajları. Türk cumhuriyetleri ve Ortadoğu ülkeleri için İstanbul'un zaten doğal bir ticaret merkezi olduğunu hatırlatan Gültekin, bu tarihî fırsatın kısır tartışmalara kurban edilmemesini istiyor: “Bu bir hükümet değil, Türkiye projesidir, herkesin buna destek vermesi lazım. Bu heyecan verici olayı Merkez Bankası tartışmasına kurban etmemek lazım. Bu gibi tartışmalarla vakit kaybetmemeliyiz. ANAP 1983'te yüzde 46 ile geldi ve çok büyük projelere imza attı; ancak koalisyonlar dönemi ülkenin kayıp yılları olduğu için bunlar sonuçlandırılamadı. AK Parti yüzde 47 ile ikinci kez iktidara geldiğine göre bu ülkeyi zıplatması lazım. Bu proje de o amaca uygun en etkili çalışmalardan biri olabilir.”

ÖZAL'DAN BERİ EN ÖNEMLİ PROJE

Vergi Konseyi Üyesi Güneri Akalın, Başbakan'ın daha önce konseyi ziyaret ederek konu hakkındaki düşüncelerini paylaştığını ve fikir alışverişinde bulunduğunu hatırlatarak, kurumlara danışılmadan böyle bir karar alındığı eleştirisinin haksız olduğunu vurguluyor. Akalın'a göre finans merkezi çalışması, Türkiye'nin Özal iktidarından bu yana giriştiği en önemli proje. Peki, İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi olması neden önemli? Türkiye bir yandan büyürken, biryandan da cari açık veren bir ülke. Ortalama işsiz sayısı 5 milyonu buluyor. Her yıl işgücüne katılan yeni insan sayısı 700 bin ile 1 milyon arasında. Bunlara istihdam sağlayabilmek için yapılması gereken yıllık yatırım tutarı 35 milyar dolar. Türkiye kendi imkânlarıyla bunun ancak 15 milyar dolarını finanse edebilecek güce sahip. O bakımdan sadece iç tasarruflarla bu insanlara istihdam sağlanması kısa vadede mümkün gözükmüyor. Türkiye, finans merkezi olarak tasarruf açığını finanse edebilirse, işsizlik ve yoksullukla mücadelede daha kısa sürede netice alabilir. Prof. Akalın, finans merkezi projesini, Turgut Özal'ın Sermaye Piyasası Kurulu'nu kurmasından beri Türkiye'de atılmış en gerçekçi adım diye nitelendiriyor: “Hükümetin arkasında durmak lazım. İdeolojik yaklaşımlarla, ben yapmıyorsam AK Parti de yapmasın mantığı ile buna karşı çıkmanın anlamı yok. Türkiye bütçesinin üçte biri, yüksek borç faizine gidiyor. Finans merkezi olursak, Londra'daki faiz oranları (yüzde 4,5) buraya yansır ve bütçedeki faiz yükünün eritilebilmesi ve bütçenin sağlıklı hâle gelmesi mümkün olabilir.”

Finans merkezi olma noktasında diğer bir konu başlığı da, İstanbul'un sanayideki ağırlığı. İbrahim Öztürk, “Eğer İstanbul bir finans merkezi olacaksa, kademeli olarak sanayi merkezi olmaktan çıkarmak lazım” diyor. İstanbul halen Türkiye sanayisinin de kalbi konumunda. Toplam vergi gelirinin yarısı İstanbul'dan elde ediliyor. Öztürk, bu konuda hükümetin oturup sanayici ile ortak bir çözüm bulması gerektiğini vurguluyor. Ülkenin bütün ekonomik yükünü İstanbul'a taşıtmak elbette ciddi riskleri de içeriyor. Bu durum hem İstanbul'a olan göçü hızlandırır hem de Anadolu'daki iş ve aş imkânlarını azaltır. Bu bakımdan İstanbul'un bir sanayi ve üretim merkezi olmaktan kademeli de olarak çıkarılması da bu projenin ayaklarından olmalı.

Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması ve İstanbul'un bir mali merkez hâline gelmesine en büyük desteği reel sektör veriyor. Bu çalışmanın sonuçlarından en fazla etkilenecek kesimi oluşturan sanayiciler ve onların temsilcisi konumundaki sektör kuruluşları, hükümetin çalışmasının önemine değiniyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı, verimlilik açısından bankanın İstanbul merkezli yapılanması gerektiğini vurgulayarak, finansın merkezi İstanbul iken idari merkezin Ankara'da olmasını çelişkili bulduğunu belirtiyor. Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) Bankacılık Komisyonu Başkanı Bülent Şenver de taşıma kararına ve sürece destek veren isimlerden.

Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Genel Başkanı Rızanur Meral, Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması ve şehrin bir finans merkezine dönüştürülme çabasına destek vererek, küreselleşen dünyada İstanbul'un böyle bir fonksiyon eda edebileceğini belirtiyor. Merkez Bankası'nın yerini tartışmak yerine uyguladığı politikaları tartışmak gerektiğini de kaydederek, “Reel sektörü rahatlatacak açılımlar yapmadığı sürece bankanın nerede olduğunu önemi yok” diyor. Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Başkanı Hazim Sesli de bu konudaki çalışmalara olumlu yaklaştıklarını belirtiyor. Sesli, uygulanabildiği takdirde bu çalışmanın ekonomiye çok önemli katkılar sağlayacağına işaret ediyor. Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanı (MÜSİAD) Ömer Bolat ile Türkiye'nin en büyük ve köklü bankası İş Bank'ın Genel Müdürü Ersin Özince de, projeyi destekleyenler arasında.

Her ne kadar Merkez Bankası'nın yeri konusunda farklı görüşler, ihtilaflar varsa da, herkesin üzerinde ittifak ettiği, İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi haline getirilmesi. Önemli olan da zaten bu. Bankanın taşınması, bu projedeki bileşenlerden sadece biri; ama en önemlilerinden değil. Bundan 20 yıl önce çalışmalarına başlanan; ama daha sonra siyasi çekişmelere kurban giden dev bir projenin tekrar gündeme alındığı bir süreci yaşıyoruz aslında. Bunun gerçekleşmesi Türkiye'nin geleceğine, bugünden yapılabilecek en önemli katkılardan. Kısır ve ideolojik tartışmalara ve anlamsız gerilimlere kurban edilmezse elbette!



İSTANBUL, BEŞ MERKEZDEN BİRİ OLABİLİR

Türkiye Bankalar Birliği tarafından, Aralık ortasında Deloitte Touche danışmanlık şirketine yaptırılan araştırmadan, 2 milyar dolarlık yatırımla 2010 yılına kadar İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi olabileceği sonucu çıktı. Araştırma ayrıca, İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi olması durumunda, 2025 yılında finans sektörünün gayri safi milliîhâsılaya katkısının yüzde 8'e çıkacağı ve 20 milyar dolarlık bir katma değer üreteceği öngörüsünde bulundu. Raporda ayrıca İstanbul finans merkezinin 10 yıl içinde bölgeye hâkim konuma ulaşacağı, 30 yıl içinde New York, Londra, Tokyo ve Frankfurt ile birlikte dünyanın önde gelen beş finans merkezinden biri olacağı görüşü yer aldı.




İSTANBUL, MEDENİYETLER GİBİ, KÜRESEL SERMAYEYİ DE BULUŞTURABİLİR

Prof. Dr. Güneri Akalın, Merkez Bankası ve kamu bankalarının taşınması ile İstanbul'un finans merkezi olmasından öte farklı projeler için de çalıştıklarını anlatıyor. İstanbul'da kıymetli taşlar borsası kurulması projesini konseyin üstlendiğini belirterek, “Belçika'daki elmas borsasının Türkiye'ye nakli için faaliyetimiz var. Eğer Türkiye bu tür borsaları İstanbul'a çekebilirse bunun çok büyük getirileri olur. Sadece elmas borsası 13 milyar dolarlık bir borsa. Borsa yöneticileri AB regülasyonlarından bunalmış durumda, bu yüzden İstanbul seçeneğini tartışıyor” diyor. Aslında Ortadoğu'nun en önemli kıymetli taşlar borsası İsrail'de. Ancak oraya da Araplar giremiyor. Arapların yoğunlaştığı Dubai'ye ise İsrail giremiyor. Türkiye bunların hepsini çekebilecek ortak nokta. Bu sebeple Güneri Akalın, “Medeniyetler ittifakı'nın merkezi olan Türkiye, paranın da merkezi olabilir.” diyor.

İşin diğer boyutunda ise Amerika'daki Arap sermayesinin durumu var. Yaklaşık 500 milyar dolarlık Arap Petro-doları New York'ta; ancak artık Araplar sermayelerini bu ülkede değerlendirmek istemiyor. Çünkü paralarını yatırdıkları ülkeye kendileri girmekte zorlanıyor; ayrıca 11 Eylül sonrası değişen şartlar, Araplar için Amerika'yı yaşanması çok riskli bir ülke haline getirdi. Şimdi Türkiye'nin bu fırsatı iyi kullanması gerekiyor. Gelecek sıcak paranın zaman içinde reel sektöre kayacağını belirten Prof. Akalın, projenin önemi ve aciliyetine vurgu yapıyor: “Türkiye'deki bütün mali sektörü topladığınızda orta büyükteki bir Alman bankası etmiyoruz; ama hâlâ bu gibi projelere muhalefet ediliyor. Tasarruflarımız, gayri safi millî hâsılanın yüzde 15-16'sı konumunda ki bu Türkiye tarihinin düşük düzeyidir. Bu durum bankacılık açısından kuraklık demektir. Bu sıkıntı ancak yurtdışının eklemlenmesi ile aşılabilir.”

Aksiyon Dergisi, Zafer Özcan | SAYI: 685

Diğer Haberler
Sivil toplumdan itidal çağrısı
Hindistan, Türkiye’yi ’altın kapı’ yaptı, 30 milyar dolar yatıracak
DASİDEF Başkanı Yatırımcıları DAKİK'e Davet Ediyor
Hindistan'daki 500 Milyar Dolarlık Altyapı ve Otoyol İnşaatlarında Türk Firmalara Büyük Şans Tanınacak
Türkiye karşıtlarının eli güçlendi
23 Nisan çocukları aşkına TUSKON kardeşliği
Bu akıl dışı duruma herkes tepki vermeli
Güneydoğulu İşadamları 'Günsiaf İş Geliştirme Platformu 2' Fuarında Biraraya Gelecek
Tüzmen`den Hindistan`a çıkarma
Rızanur Meral Yeniden TUSKON Başkanlığına Seçildi
DAKİK Doğu ve Batıyı Birleştirecek
İş dünyası oyuna dahil olacak
TUSKON, Güneydoğu için oda ve derneklerle el ele verecek
İş dünyasından ekonomi için beş formül
ANSİFED Öner Boysan'la Devam Dedi
DASİDEF Başkanı: Kalkınma ve Yatırım Projelerine Ağırlık Vereceğiz
TUSKON Başkanı Meral: "Rapor Değil, Aksiyon Zamanıdır"
GÜNSİAF Başkanı Cahit Erbalcı Güven Tazeledi
İhracatçılar Hindistan Yolcusu
Ülkede gerilim havası oluşturma çabaları dikkat çekiyor.

  Türkiye Pasifik Dış Ticaret Köprüsü 2007
  TUSKON III. Başkanlar Kurulu
  Türkiye–Avrasya Dış Ticaret Köprüsü
Başkanın Mesajı
Temsilciliklerimiz
Yönetim Kurulumuz
Dernek Haberleri
   Dilek ve Temenniler |  Site Haritası |  Banner Giriş sayfam yap |  Anasayfa   
Her hakkı saklıdır © 2006-2008 Tasarım ve Programlama